1 Şubat 2013 Cuma

Gitarın tarihi

 Gitar Tarihçesi
Gitar, parmakla ya da penayla çalınan temel olarak 8 şekline benzeyen yanları iki tarafı oyuk üzerinde ses perdeleri olan uzun saplı ve telli bir çalgıdır. Gitarlar genelde altı tellidir ve değişik ağaç türlerinden yapılırlar. Fiyat ve ses kalitesi açısından da ağaç türünün önemi vardır. Günümüzün Klasik gitar tarihi belirtmek gerekir ki gitar tarihi hakkında pek çok söylem vardır. Bu söylemlere temel olabilecek birkaç görüş mevcut. Bu görüşlerin birkaçını aşağıda bulacaksınız. A - Hipotezleri yayınlanmış bazı tarih adamlarına ve arkeologlara göre, ilk müzik aletleri üstüne delikler oyulmuş basit kamışlardı. Bunlar flüt, org v.b. gibi nefesli çalgıların başlangıcını oluşturdular. Derinin tabaklanmasının bulunmasından sonra, hayvanların kafatasına veya kaplumbağa kabuğuna gerilerek vurmalı çalgılar (tam-tam, bongo, trampet v.b.) elde edildi. Tellerin sağlanmasıyla da telli çalgılar ailesinin doğuşu gerçekleşti. Bizi ilgilendiren bu sonuncusu üç grupta incelenebilir: 1-     Açık tellerde, yani “tuşe”’siz (klavyesiz) ve bir yere sol el parmakları ile basmadan çalınan telli çalgılar: “Eski arp”, “sitar” (la cithare) v.b. Bunlarda bir çalışta her tel, sesinin uzunluğuna göre titreşir ve tek bir nota üretir. 2-     Açık tellerde ve sapın değişik yerlerine basarak, çalındığında her telde değişiknotalar üretebilen ve sağ el parmakları yardımıyla çalınan telli çalgılardır ki bunlar, “kinnor”, “nebel”, “luth” (lavta), “vihuela”, “gitar” v.b.’dir. 3-     Bunlar yayı tele sürtmek veya bir mızrap ile çalınan telli sazlardır: “Ud”, “yaylıvihuela” (la vihuela a archet),”mızraplı vihuela” (la vihuela a plectre), “violon”, “alto”, “violonsel” v.b.’dir. Bu çalgılarda da sapın üzerinde tele basıldığında değişik notalar elde edilir. Klavsen ve piyano birinci gruptan gelme ayrı bir ailedir. Sadece gitarın değil, ikinci gruba ait diğer çalgıların tarihinden de bahsedecek olursak, bunların gelişim süreci içindeki evrimleri, tarihi ispat gibi ortak bir kaynağa sahip değildir. Bundan dolayı etimoloji bizi tamamen formun evrimi noktasına yönlendiriyor. Bu nedenle “Yunan sitar”’ı, “Kaldik kitara” veya “Pers sitarı”’nın, bugünün gitarının öncüleri olduğunu kabul etmeyerek, incelememize almayabiliriz. Şu halde, Mısır’daki Pharaon’lar devrinde ve Anadolu kültürlerinin (Hitit) fresklerindeki “antik lavta” ve “modern gitar” arasındaki formların, birinden diğerine geçişinin, gerçek olduğunu düşünmemiz gerekmektedir. M.Ö. 800-1000 yılları arasında Mısırda,  bugünkü gitarın pek çok özelliklerini taşıyan bir telli çalgı kullanılıyordu ki bunu, öncü olarak görmek mümkündür. İki kenarı içeriye doğru çukurlaşmış, oval gövdesi (ses kasası) olan, ön ve arka tablası düz ve yine, düz bir yanlık ile bir araya getirilmiş, ön alan merkezinde yuvarlak işitim deliği bulunan ve nihayet perdelerle donatılmış düz bir sapı olan bir çalgıdır. Binlerce yıllık çok az bazı verilerden bugüne kadar, gitarın, modern aktüel forma ulaşma süreci ve ara formlar, sık sık biri diğerini gizlemiş, bunların birini diğerinden ayırt etmek güç olmuştur. Bütün bu çalgı gruplarının, tarihi bütünlük içinde devamlı incelenmesi gerekmektedir. Her yeni arkeolojik araştırma bizi karanlıkta kalan ara formlara ve bu ara formlardaki çalgılar hakkında daha derin bilgilere ulaştırabilir. Bu şekilde çalgıların tarihi açısından daha da bilinçlenmiş oluruz. Sonuç olarak, bazı tip çalgılar, bir şekilden diğerine gelişim etabında, kendini değişik dönemlere ve yörelere kabul ettirdi ve bunu bugünkü tanıdığımız gitara kadar sürükledi. Antik mitolojiye göre, çekmeli telli sazların orijini lir’di. Bu icadı Mısır’lılar tanrıları Trimegiste’e, Yunan’lılar Hermes’e, Yahudiler Jabul’e mal etmişlerdi. Bilebildiğimiz en eski tasvir, Lapis-Lazuli’deki kazılardan çıkarılan bir vazo kalıntısıdır. M.Ö. 4000 veya 3000’in başı tarihlerindendir ve Babil’e yakın (Bismaia’daki) bir tapınaktan ele geçmiştir. Üstünde 5 telli arp ve 7telli lir çalan bir müzisyen topluluğunu göstermektedir. Bu sazların mükemmelliği ilerlemiş bir toplumu ve dönemi ifade eder. Hollanda’da Leyde müzesinde bir rölief vardır. Mısır’daki Thebes  kralının (M.Ö. 3500) mezarında bulunmuştur ve gitara benzeyen bir çalgıyı tasvir etmektedir. Sümer ve Hitit gitarı enstrümanlar içerisinde en eski olarak bilinendir. Gitar çalan insan oymalı kaya, Anadolu Medeniyetler Müzesindedir. Yaklaşık 3500 yıl önce (M.Ö. 1400) öncesine ait olan bu kaya Alacahöyük civarındaki kazılarda çıkmıştır. Dikkat edildiğinde gitarın sapında perdeler olduğu farkedilir. Gitarın şekli bugünkü klasik gitarın formuna oldukça benzemektedir. Aynı zamanda Mısır’da uzun saplı Lut’lar vardı. Tarihi bilgileri karşılaştırdığımızda o çağlarda Hititliler ile Mısırlılar vardı. Arkeolojik bilgiler ışığında incelemeler sürdürüldüğünde M.Ö 400 yıllarında Akdeniz kıyılarında gitara benzeyen enstrümanlara rastlanır. Bu gitarlar bugünkü gitar tekniğine benzer şekillerde çalınıyor idi. Birçok değişik tipleri olmasına rağmen en yaygın olanı altı çift telli olanıdır. Bugün kullanılan gitar ise bir İspanyol marangozu olan Antonio Torres Jurado’dur. Torres bu tipteki gitarı 1863 yılında yapmış ve modern gitarın gelişmesinde en önemli adımı atmıştır. Modern gitarı 8 şekline benzetebiliriz. Çağımızda gitarla ilgili araştırmalar süratla çoğalmakta, bir çok yapımcı Alacahöyük’teki kabartmaları ziyaret etmektedir. Mısır: Eski Mısır’da (M.Ö. 3200-2400) flüt ve telli saz çalan sanatçılar, şarkıcılara ve dansçılara eşlik ediyorlardı. Yeni İmparatorlukta (M.Ö. 1500-1100) Asya’ya has töre ve adetler geldi ve Mısır’da müziği etkilediler. Bu, gözlemlenebilir bir gelişme yarattı. Müzik kalitesinde olduğu kadar, çalgıların öznel form kaynaklarını çeşitlendirdi. Müzik araştırmalarının, şarkıların, dansların gelişmesine ve genişlemesine büyük bir hız kazandırdı. Turin müzesinde XX’nci Mısır hanedanına ait (M.Ö. 1500) bir papirus bulunmaktadır. Üzerinde müzisyen hayvanlar vardır (bir timsahı 17 perdeli bir saplı çalgı çalarken görmekteyiz). Kraliçe Shub-ad’a ait (M.Ö. 2500) arp’ın güzelliği British Museum’da sergilenmekte ve müzik sanatı içinde orta-doğu halklarının mükemmelleştiğine şahit olmaktayız. Tebes’de bulunan prenses Naki’nin büyük mezarlığındaki müzisyen freskleri de bunu doğrulamaktadır. Mısır’lılarla beraber, müzik aletleri de Fenike’ye, Asur’a, Anadolu’ya, Hindistan’a ve Uzak-Doğuya dağıldı. Anadolu: Anadolu’da M.Ö. 2000’de yerleşmiş olan Hitit’ler “kinnor”’u tanıyorlardı. Aynı devirde Mısır’lılar ve Yahudi’ler “nebel” ve “nabla”’yı kullanıyorlardı. Pitagor’dan sonra, Anadolu’da, 3 telli ve sapı bulunan bir çalgı, “pandura” çalınıyordu. Pers’ler onu “sambleca”, Arap’lar “sambiud” adı ile tanıyorlardı. Eski Yunan: Yunan’lılar Mısır İmparatorluğunda kök saldılar.Uygarlık meşalesini ve bilimlerini, aynı zamanda filozofik ve estetik doktrinlerini insanlığa taşıdılar. Kültürleri ve mitleri Afrika, Avrupa ve Orta-Doğuya kadar bütün Akdeniz havzasında yayıldı. Homeros İlyada ve Odisse gibi çeşitli eserlerindeki anlatımlarında bize, müzikten bahsediyor. Odisse’de, Homeros, Ulysse’i naklediyor. Burada Ulysse’in Penelope ile evlenmek isteyenlerin önünde yayını gerdiğini, sevdiği kadının sağ eliyle çalgısının tellerine vurduğunu, bundan şarkı söyleyen bir kuştan daha berrak ve daha fazla tınlayan bir ses elde ettiğini söylemektedir. Telli çalgıların yaratılması herhangi bir olaya veya döneme ait değildir. Bu noktada lirik Pindare, Anacreon ve kadın şair Sappho’yu belirtmek gerekir. Sappho’ya mızrabın icadı atfedilse de, bazı tarihçiler bunu kabul etmezler. Meşhur devlet adamı Perikles de Odeon adıyla anılan konserleri başlatmış ve bunun için bir kurum oluşturmuştur. José de Azpiazu’ya göre lir, sitar ve flütün otantik Yunan çalgıları olduğunu kabul etmek doğru değildir. Ona göre Yunan müziğinin kökleri doğudadır. Müziğin köklerini tanrılara mal edersek ki Yunan’lılar için bu böyleydi, Euterpe müziğin tanrıçası olarak karşımıza çıkar. Yunan’lılar bunu önemle belirtiyorlar ve bu asil sanatı ona atfediyorlardı.

iletişim

Gitar öğretmeni
Burcu Yamaner
05534831523

Blog Arşivi